GÜNCEL ÖZEL EĞİTİM SİTESİ(Otizm, Down Sendromu, Asperger, Fenilketonuri, Hiperaktivite, Kaynaştırma, Kekemelik...)
  Özel Özel Egitim ve Rehabilitasyon Sektörüne
 

Özel Özel Egitim ve Rehabilitasyon Sektörüne
2010 Avrupa Kültür Baskentinden Bakış
 



Son günlerde edindigimiz bilgiler ve gelismeler göstermektedir ki; Özel özel egitim ve
rehabilitasyon sektörünün ve ülkemizin gerçekleri ya çok iyi anlatılamamakta ya da
anlasılmak istenmemektedir. Genel müdürlügümüzün tavrı istemeyerekte olsa bizleri 2.
sık üzerinde yogunlasmaya itmektedir ve bu tavır sektörün gerçekleri ile
örtüsmemektedir.

Asagıda seans adetlerinin 8+8+1=17 olmasına iliskin taslagı gördükten sonra, gelinen
noktaya ve sektörün gelecegine iliskin sahsi düsüncelerim yer almaktadır.

Dernegimizin taslagında da yer alan en az 8 bireysel verilmesi önerisi nereden nasıl
çıktı bilmiyorum ama kanaatime göre yanlış
bir öneridir. Durup dururken seans adetleri
ile oynanması fikrini çagrıstırmaktadır. Zaten kaç yıldır zam almayan ve mevcut seans
adetlerini bile karsılamakta güçlük çeken merkezlerimiz için seans artırımının gündeme
gelmesi dogru degildir. Dernegimizi buna iten ve benim su an için sebebini bilmedigim
bir mecburiyetle bu önerinin çıktıgı kanısındayım. Yoksa öncelikle bu öneriyi hatalı
buldugumu belirtmek istiyorum.

Eger seans adetlerinde bir degisiklik yapılacaksa gerçekten adaletli bir çözüm önerisi
sunularak sektörün tüm taraflarının rahatlatılması gerekmektedir.

Dünyanın hiç bir yerinde hiçbir mal veya hizmetin bilinen gerçek maliyeti kalitesinden
ödün verilmeden daha ucuza mal edilemez. Bizden fiyat artırımı olmadan hizmet artırımı
istenmesinin anlamı kaliteyi düsürün demektir. Ki gerek yaptıgımız isin niteligi, gerekse
genel müdürlügümüzün hizmet politikası asla hizmet kalitesinin düsürülmesi yönünde
olamaz, olmamalıdır da.

Sektördeki mevcut çarpıklıklar ve bunların sonucu olarak hala kurumların 17 seansla
ayakta durabilecegine olan inanç var ki bizden bu hizmet bu seans adedi ile bu ücretle
beklenmekte. Sanırım iyi örneklemler seçilerek Türkiye'nin tüm fotografı
görülememektedir.

1


Ya da niyet üzüm yemek degil bagcıyı dövmek, daha açık bir ifadeyle sektörü
bitirmektir. Ben bu ihtimal üzerinde durmak dahi istemiyorum. Çünkü bu vazgeçilmez bir
ihtiyaç, çünkü bu sektörü bitirmek bu kadar basit degil, çünkü hiçbir hükümet var olan bir
durumu daha da kötü noktaya getirmeyi düsünecek kadar ileri görüssüz degildir, çünkü
ülkemiz kriz içerisinde ve bu sektörü de bitirerek krizin acı sonuçlarını büyütmek akıl
karı degildir, çünkü engellilerimizi önce egitecegiz deyip sonra evlerine geri göndermek
hiçbir vicdana sıgmaz, çünkü... çünkü... o kadar çok çünkü var ki ilkokul ögrencisi bile
bunları düsünebilir. Onun için bu ihtimal üzerinde durmaya dahi gerek görmüyorum.
Önemli olan olumsuzluklara degil gerçeklere bakmak ve sorunu çözmeye
odaklanmaktır. Diger yandan da çünkü bu ülke bizim ülkemiz, bu paralar bizim
devletimizin parası, bu engelliler bizim engellilerimiz, burada da çünküler var. Bizler
bunun da farkındayız, çözümsüzlügün asla çözüm olmadıgının da.

Ve eger niyet sektörü bitirmekse benim kanaatimce devlet adabına yakısan sudur; "Bu
güne kadar sizden hizmet satın aldım tesekkür ederim, lakin (atıyorum) 2010 yılının
Aralık 31 inden sonra ben bu hizmeti sizden satın almayacagım. Ona göre kendiniz
ayarlayın kardesim" der ve herkeste kendini belirlenen süreye kadar ayarlar. Ama sen
kalkıp ben destekleyecegim, sadece sosyal güvencesi olanları degil tüm çocukları
karsılayacagım diye meydan oku, insanlara yatırım yaptır sonra da basit bahanelerle
kıvır, isi yokusa sür vs. Bu benim bildigim devlet adabına yakısmaz kardesim.

Ben 2010 Avrupa Kültür Baskenti'ndeki sektörel durumu ve yasadıklarımızı su sekilde
aktarmak, mevcut seanslarla dahi zorlanan merkezlerimizin, 1 seanslık bile artırıma
tahammülü olmadıgını göstermek istiyorum.

Anadolu'daki pek çok il kalkınmada öncelikli oldugu için SSK'larını yarım ödemekteler
ancak İstanbul'da böyle bir durum söz konusu degildir.

Aynı sektörde faaliyet gösterip aynı kalemden ödeme alan ama okul oldugu için 5 yıl
süreyle vergiden muaf tutulan ama aynı hizmeti veren ve aynı kalemden ödeme alan
özel egitim merkezlerinin vergiye tabi olması da maliyetleri ciddi manada etkileyen bir
diger çarpıklıktır. Maliye bakanlıgının bu uygulaması hem haksız rekabete hem de ülke
menfaati adına kayıplara neden olmaktadır.

2

Anadolu'daki bir ilde bir binanın bir yıllık kira maliyeti ile aynı m2 yüzölçümüne sahip
binanın
İstanbul'daki kira bedeli arasında uçurumlar vardır. İstanbul'daki 2 aylık kira
bedeli ile Anadolu da 12 aylık kirayı ödeyebiliyorsunuz.

Ulasım keza yine
İstanbul'da baslı basına bir problem olup gerek servis araçları gerek
toplu tasım araçları maliyetleri çok çok yüksektir. Araçlar dakikalarca trafikte bekledigi
için yakıt maliyetleri dogal olarak fazladır. 

 

İstanbul'da yasamanın dogal sonucu olarak ulasım, kira vb. giderlerini maasına
yansıtmak zorunda olan personelimizde
İstanbul'da diger illere göre daha pahalıya mal
olmaktadır.
Her ögrenci için Türkiye'nin her yerinde aynı ücret ödenmekte. Yani 200 çocugu olan bir
kurum ülkenin neresinde olursa olsun aynı parayı almakta ama asgari maliyet olarak
bile aynı parayı harcamamakta. Bu da adaletsizlik ve esitsizlik dogurmaktadır. 17 seans
önerenler yada 17 seans vererek kurumun ayakta kalabilecegine kanaat getirenler ya
Anadolu'nun ücra kösesinden bir örneklem seçmekteler ya da hayatlarında beklide hiç

İstanbul'a gelmediler.
Yöneticilerimizde çok iyi bilirler ki ülkemizde bölgelere göre gelismislik ve ekonomik
maliyet dengesizligi var. Var ki bazı iller kalkınmada öncelikli tutulmakta ve yasal
olarak tesvik imtiyazları verilmekte. Bu hepimizin bildigi bir gerçek. Bu durumda
ülkenin her yerinde aynı adet hizmete aynı parayı ödemek ne kadar adaletli olur?
Adaletten uzak ve de çok ciddi manada ters orantıya ve haksızlıklara neden neden olan
bir sonuç dogurmaktadır. Uygulama ile büyük sehirlerdeki ve de özellikle
İstanbul'daki
merkezler cezalandırılmaktadır. Çünkü
İstanbul gerçekten yasam standartları kendine
has ve de ülkemiz standartlarından çok farklı maliyetleri olan bir sehrimizdir.

Bir engelli birey için o yıl ödenecek rakamı dogal olarak ülkemiz bütçesi imkanları
dahilinde Maliye Bakanlıgı belirlemektedir. Bu rakamın kurumlar tarafından hak
edilebilmesi için verilmesi gereken seans adetlerinin ise merkezi bir yerden tüm ülke için
belirlenmesi haksız uygulamalara neden olacaktır. Çünkü ülkemizin her il ve ilçesinde
sosyo-ekonomik sartlar esit degildir. Bunun yerine daha önce yıllarca uygulanan ve
tekrar uygulanmasının önünde hiçbir engel olmayan sistemle yani her ilde verilecek
seans adedini o ilin sosyo-ekonomik kosullarını en iyi bilen kisilerce (valilik il
ücret tespit komisyonu) belirlenmesinin gerektigini düsünmekteyim. Lütfen bu
düsünceyi ülkemizin tümü için olabilecek en adaletli sistem olacagını akılda tutarak
tekrar tekrar degerlendirelim. Ankara'dan Hakkari'deki Erzurum'daki İzmir'deki,

İstanbul'daki, Edirne'deki sartları tam olarak göremeyebiliriz. Bırakalım oraları en iyi
tanıyan bilen insanlara orada yapılacak hizmetlere iliskin kararları versinler.
Ayrıca seans adetlerinin yönetmelikle sabitlenmesi ilerde içinden çıkılması imkansız
sonuçlar doguracaktır. Maliye Bakanlıgımız seneye her engelli için 300 tl
ödeyebilecegini açıklarsa o zaman aynı adette seans nasıl verilebilecek? Veya
ülkemizin sosyo ekonomik sartları iyilesti ve Maliye Bakanlıgımız seneye her engelli için
900 tl ödeyebilirim dedi yine aynı seans adedimi verilecek? Bu durumlar karsısında
gelecegi de düsünerek degisen sartlara göre esnek, pratik, uygulanabilir çözüm
yukarda da açıklandıgı üzere ilden ile seans adetlerinin açıklanan ücrete göre
belirlenmesi ile mümkün olacaktır. Aksi halde yönetmelikle sabitlenmiş
olan seans
adetleri uygulamada hantallıklara ve ciddi sıkıntılara neden olacak yeni problemlerle
karsılasmak kaçınılmaz olacaktır.

Bu durumu ülkenin her bir bölgesinden il ve ilçe örneklemleri seçerek reel rakamları
ortaya koyarak da kıyaslamak çok kolay mümkündür. Ben sadece
İstanbul'a imtiyaz
tanınsın demiyorum asla. İstanbul'a özel düzenleme olsun da demiyorum, diyemem de
zaten.

Tasra için tesvik yapılmasına asla karsı degilim ama bir tarafı tesvik edelim derken diger
tarafı cezalandırmadan, uygulama yapmanın öneminin altını çizmektir tüm amacım.
Sonuçta bu isletmeler çocuk oyuncagı degil "kardesim sende git tasrada aç bana ne"
denecek kadar basit yapılanması olan isletmeler degiller. Hem de bu mantıkla yapılacak
olan iş
kaliteli hizmet vermek degil sadece ticari bakısla hareket etmeyi tesvik eder ki biz
bunu asla istemiyoruz. Ayrıca ben giderim açarım tasraya ama herkes gidemeyebilir
velev ki herkes gitti Avrupa'nın Kültür Baskenti'ndeki engelli çocuklarımıza kim
nasıl hizmet verebilecek? Bu hizmeti almak en az digerleri kadar onların da en
dogal hakkı degil mi?

Sosyal Hizmetler Uzmanı Ahmet Emin BAYSAL
Özel Egitim Kurumları Dernegi İstanbul İl Temsilcisi






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Toplam 164473 ziyaretçi (395044 klik) kişi burdaydı!

Banner Maker

 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=